Amacı & Konusu & Gerekçesi

Projenin Amacı;

               Aile ve toplum değerlerinin korunmasına ve geliştirilmesine, kadının toplumun temel yapısı içinde bir birey olarak algılanmasına, karar alma mekanizmalarına katılmasına, insan halkları ve demokrasi bilincinin oluşturulmasına, kadınlara yönelik şiddeti ortadan kaldırılmasına, cinsiyet farklılığının, eşit ve katılımcı bireyselliğe dönüşümüne, tarihsellik içinde kadının toplumdaki olması gereken statükosunun “örnek kadın” kişiliklerle tespitine, kadının toplum içinde sosyal risk olmaktan çıkmasına katkı sağlamak ve bu amaçlara ulaşmada farkındalık oluşturmaktır.

 

Projenin Konusu;

Toplum bilimciler toplumu tanımlarken, onu bir organizmaya benzetirler. Tüm organizmalarda olduğu gibi toplum da çevresinden etkilenir, gelişir ve değişir. (Bayraktutan,2011,s.15).

Toplum, erkek ve kadın denen iki öznel yapının birlikteliğinden oluşur. Bu birlikteliğin adına da “aile” denmektedir.

Fertler, ilk davranışlarını aile içinde benimseyerek sosyalleşirler. Aile; insanların inançlarını, duygularını, düşüncelerini kazandıkları büyük bir eğitim ve dayanışma ocağıdır.(Asımgil,1991,s.13).

Aile yapısı ve ailede ki sosyal sorumluluklar tarihselliğe, yaşanılan coğrafyalara, toplumların kültür yapılarına ve inançlarına göre farklılıklar göstermiştir.

Cinsiyeti, toplumsal cinsiyeti ve cinsiyet rollerini de içine alan ve belirleyen cinsiyet kültürü, cinsiyete yönelik değer, tutum ve davranışların nasıl olması gerektiğini ifade eden, bu doğrultuda ikazlar yapan, sınır koyan, rehberlik eden ve yönlendiren kültürün bir alt bölümüdür. Toplum içerisinde önemli bir yere sahip olan ve cinsiyete yönelik davranışları tayin eden bu kültür, insanlar arası ilişkilerde tanzimi ve düzeni sağlar.(Ersoy,2009,s.211).

Esasında erkekler ile kadınlar arasındaki bu yapısal farklılıkların ve özelliklerin bulunması bir gerçektir. Ancak bu farklılıklar sadece biyolojik, fizyolojik veya psikolojik değil, aynı zamanda kültürel ve sosyolojiktir. (Ersoy,2009,s.213).

Toplumsal yapının statik olmaması değişimlere açık, dinamik bir yapı karakterinde olması, bünyesinde yer alan sosyal ilişkilerin ve değerlerin de zamanla etkilenmesine ve değişmesine neden olmaktadır… Bunların başında, toplumsal ve kültürel yapıları köklü ve önemli değişmelere zorlayan modernleşme ve küreselleşme süreçlerinin yarattığı etkiler gelmektedir. (Ersoy,2009,s.217).

Modernleşme ve küreselleşme süreciyle birlikte kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıklar, toplumun kültür yapısı dışına çıktığında büyük bir tepkimeyle karşılaşmaktadır. Bunun temel sebebi erkeğin karşı cins olan kadını, bir birey olarak kabul etmemesidir. Halbuki kadınlar toplum içerinde erkeklerin karşısına bazen bir anne, bazen bir kız kardeş, bazen teyze, anneanne, bazen de ailesini oluşturduğu bir eş olarak çıkmaktadır. Eğer erkeklerimiz, kadınları birey olarak kabul ederlerse, toplum içerisinde kadının aleyhine oluşan çatışma kültürü yerini birliğe, bütünlüğe ve dayanışmaya dönüştüğünde; geleceğimizin güvencesi olarak gördüğümüz çocuklarımız ve onların oluşturacağı toplumlarda, küresel dünyada kendilerinden beklenen medeniyeti kuracaklardır.

 

Projenin Gerekçesi;

Türkiye’de geçtiğimiz yılın en çok tartışılan gündemlerinden biri hiç şüphesiz kadına yönelik şiddet ve görünürlüğü gittikçe artan şiddetin farklı nedenleriydi. Kadına yönelik şiddet, cinayetler gibi vakalarla şiddetin vicdanları rahatsız eden görünümlerinin ortaya koyduğu oranlarla da dikkati çekti... 2007 yılında gerçekleştirilen “Türkiye’de kadına yönelik şiddet araştırması” bulgularına göre, hane gelirine katkısı erkekten çok olan kadınların aile içerisinde şiddet görme riski iki misli artmaktadır. Bu durumda olan her üç kadından ikisi eşlerinden şiddet görmektedir. (Karal ve Aydemir, Mart 2012, “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması”, Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu, sayfa 18).

2009 yılında gerçekleştirilen “Türkiye’ de kadına yönelik aile içi şiddet” araştırmasına göre, ülke genelindeki kadınların %39’u fiziksel şiddet, %’i cinsel şiddet yaşarken, kadınların %42’si iki şiddetten en az birini yaşadığını ifade ediyor. Adalet Bakanlığı’nın 2010 yılı Ağustos ayında yaptığı açıklamaya göre, kadın cinayetleri son yedi yılda %1400 artmış durumda. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Komutanlığı’ndan basına verilen bilgilere göre, 2010 yılının ilk yedi ayında 226 kadın öldürüldü. Benzer şekilde bağımsız iletişim ağı (bianet)’in resmi olmayan 2011 yılı basın taraması sonuçlarına göre 2011 de 257 kadın öldürüldü, en az 102 kadın ve 59 kız çocuğuna tecavüz edildi.(Karal ve Aydemir, Mart 2012, “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması”, Uluslar Arası Stratejik Araştırmalar Kurumu).

    Her on kadından yalnızca dördü eşinin iznine tabi olmadan komşu/arkadaş ziyareti yapabilmekte veya alışverişe / çarşıya gidebilmektedir… Yapılan araştırmada kendileri tanışıp anlaşarak ailelerinin onayıyla evlenenlerin %28’i, görücü usulüyle evlenenlerin %37’si, en az bir kez fiziksel şiddete maruz kalmaktayken, bu oran kendileri tanışıp anlaşarak ancak ailelerinin onayını almadan evlenenlerde %49’a çıkmaktadır... Eğitim düzeyi artıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı genel eğilim olarak azalmaktadır… Gelir düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı düşmektedir… Çocukken tanık olunan veya maruz kalınan şiddetin, erkeklerin şiddet uygulama olasılığını, kadınların maruz kalma olasılığını iki kat artırdığı gözlenmektedir…(4320 sayılı ailenin korunmasına ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanunun kadınlar tarafından %42,8 bilinmediği görülüyor.( Altınay ve Arat , “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet”,2007). 
Yayınlanma: Pazar, 06 Aralık 2015 19:06 Gösterim: 1148
Yazdır