Murat Mengen

Sep 09

Rohingya Müslümanları - III

Ve, nihayet...

Bütün baskılara, tacizlere rağmen Arakan eyaletinin başkenti Sittwe’de köylerde yaşamaya çalışan, bir şekliyle tam da açık hava hapishanesine çevrilerek izole edilmiş Müslüman Rohingyalarla, ailesinden birini kaybederek sanki yıllar yıllarsonra bulmuşçasına kavuşuyoruz...

Ama, bu normal bir kavuşma değil... Sanki yüzyıllık bir hasretin, bir tükenmişliğin ve “nerede kaldınız?” sorusunun nemli gözlerde ki bakışlarda ifade buluşuydu...

Boğazlar düğümlenmişti... Hiç kimse konuşamıyordu... Aslında herkes kendini bırakmak istiyordu, duygu yüklü gözlere... 

Ve, o an...

Köyün imamı ile IHH Başkanımız Sebahattin AYDIN'ınsarılışı... Bütün gözlerdeki perde kalkmış, herkes hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı... Bir sarılan bir kez daha sarılıyordu... Tutulan eller bırakılmak istenmiyordu... O anın  bitmemesi hepimizin isteğiydi...

Bayram namazı için camiye geçtik... Yalnız camide oturuş seklimizde sevgiden, özlemden kaynaklı bir tuhaflık vardı... Bu mazlum coğrafyanın  yetim müslümanları öbek öbeketrafımızı sarmıştı... Nemli gözlerle devamlı bizleri süzüyorlardı... 

İmamın bayram namazını kıldırmak için saf düzeni almamızı istediğinde, bizler de cemaatin içinde dağılarak onların sevgilerine cevap vermeye çalıştık çalışmasana da, onlar bizleri ön safta tuttular, sanki “ümmet sizin önlerine geçmenizi bekliyor, ardınıza düşmek için” der gibiydiler...

Bayram namazının bitiminde duaya geçildi... Diller farklı, renkler farklıydı... Ama yüreklerin yandığı, duyguların  beslendiği yer aynıydı... Dualar ümmet içindi... Ümmetin selameti, birliği ve dirliği içindi... Dualar Türkiye içindi, Türk Milleti içindi... 

Bir cami düşünün...

İçinde ümmetin en fakir ve ihtiyaç sahipleri bulunacak ama onlar yokluklukları ile sahipsizliklerini bir kenara bırakacaklar koca koca yürekleri ile ümmetin derdine düşecekler... Dualarını ümmet için yapacaklar... Yaşlısından çocuğuna kadar  hepsi hıçkıra hıçkıra ağlayacaklar ümmet için... 

Bizler de ağlıyoruz... Nasıl ağlanmaz ki... 

İster ümmetin bir parçası olduğun için, utandığından  ağla, ister sorumluluğunun büyüklüğü için ağla, istersen sana verilen nimetlerin karsısındaki şükürsüzlüğün için ağla... Ama mutlaka ağla... En azından ağla ki, eğer bu müslümankardeşlerimize ahirette bizleri sorarlarsa en azından gözyaşlarımız şahidimiz olsun... Yoksa vay halimize...

Hep birlikte bir yandan gözyaşlarımızı silerken bir yandan da camiden çıkıyoruz... IHH’nın 2017 Kurban organizasyonunda burada kesilecek kurbanlıklarının yanına gidiyoruz... Bize verilen vekaletler doğrultusunda tekbirlerle kurbanlarımızı kesiyoruz... Bir tekbirin bir kurbana bu kadar yakıştığına daha önce hiç bu kadar şahit olmamıştım...

Kurbanlıkların kesimi tamamlandıktan sonra yine bir haber geliyor... “Siyonist Budist” -bu tabir bana ait... Bir sonraki yazımda neden böyle tanımladığımı açıklayacağım- yönetim ve cuntacı güvenlik güçleri bölgeyi hızlıca terk etmemizi istiyorlar... Herhalde müslüman Rohingyalar ve müslümanTürklerin yüzyıllar ardından kavuşması zorlarına gitmiş olmalı ki köyden ayrılmamızı istiyorlar...

Olsun...

Bu kısa kavuşmalar bir gün yerini birlikteliğe bırakacak... 

Ey korku dolu gözlerle, etrafına bakınan, çocukluğu elinden çalınan Arakan’lı çocuk... Bil ki bir gün ÜMMET yeniden dirilecek... 

Unutma...

“Allah’ın vaadi var.”

****

Zalimler, fasıklar istemese de

Allah’ın vaadi var üzülme Zeynep

Mutlaka bu nur tamamlanacak

Yarınlarda güneş size doğacak...

Yazan: Murat MENGEN Son Güncelleme: Perşembe, 14 Eylül 2017 09:28 Yayınlanma: Cumartesi, 09 Eylül 2017 12:00 Gösterim: 431
Yazdır

Milli Eğitimciler Birliği Derneği genel merkezi tarafından yaptırılmıştır. Tüm Hakları Saklıdır. ©2014