İsmail Okutan

Apr 16

Eğitim Nasıl Bir İnsan Tipi Hedefliyor

 Eğitim Nasıl Bir İnsan Tipi Hedefliyor?

İnsanlık eğitim alanındaki hastalıklardan derin sancılar yaşamaktadır. Eğitimden anlaşılması gereken ilk şey terbiyedir. Terbiye kelimesi nerdeyse sadece iyi terbiye edilmiş atların eğitilmesi işinde kullanılır hale geldi. Yarışlar için sıkı bir eğitimden geçirilip hazırlanan atlara iyi terbiye edilmiş atlar tanımı kullanılmaktadır. Terbiye adeta insanların eğitiminde kullanılmayan bir kelime olup çıktı karşımıza. Terbiye insanı ahlaklı, seciyeli, vicdanlı ve iradeli yapar. Eğitim de terbiyeyle aynı anlama geldiği halde bugün sadece öğretim olarak kullanılmaktadır. Öğretim insanın beyniyle ilgili olup sadece bilgi sahibi yapar. Terbiye ise davranışları değiştirip ruha çekidüzen verir. Bugün eğitim sistemimiz ahlaklı, karakterli, merhametli, çevresine karşı sorumluluk sahibi ve saygılı, rabbine karşı olan görevlerinin bilincinde olan nesiller yetiştiremiyorsa okullarda bir eğitimden bahsedilemez.

       Yıllardan beri köhnemiş, işlevsiz hale gelmiş eğitim sistemini kökten kaldırıp yerine yenisini kurmadıkça sorunlarımızı çözemeyiz, diye konuşup dururdu herkes. Eğitim meselesiyle ilgili ilgisiz herkes topyekûn bir değişiklikten bahsedip durdu. Nasıl ki eskimiş, dökülmüş bir binanın enkazını ortadan kaldırmadan yerine yeni bir bina kuramıyorsak, aynı şekilde eskimiş, çağın gerisinde kalmış, köhnemiş eğitim sisteminin sorunlarına köklü çözümler getirmeden yenisini kuramayız. Şimdi çok iyi bir fırsat doğdu. Mademki eğitimle ilgili bir yasa çıkarılarak yeni bir başlangıç yapıldı. O halde bunun içi çok iyi doldurulmalıdır. Yapılan yeni binanın içi yine eski eşyalarla doldurulursa değişen bir şey olmaz. Hamam yeni, taslar eski, ustalar eski ve sular kokuyorsa orada bir temizlik yapılamaz. İyi bir temizliğin yapılabilmesi için kökten bir değişiklik yapılmalıdır. Faydasız ne varsa, fazlalık ne varsa, işlevsiz ne varsa hepsi atılmalıdır. Öncelikle bu yeni eğitim sistemine ruh ve mana verilmelidir. Öğrencilere bir ideal, bir amaç, bir gelecek tasavvuru verilmelidir. Ruhsuz, manasız bir eğitim ancak şekilcilikten ibaret olur. Önemli olan şekil değil eğitimin kendisidir.

       Yeni yasayla birlikte nasıl bir insan tipi yetiştirilmek istendiği her şeyden daha önemlidir. Şuanda nerde nasıl davranacağını bilmeyen, ahlaki kuralları olmayan, öğretmenine bile saygısı olmayan bir nesil yetişiyor okullarda. Acaba müstemleke tipi bir insan modeli mi yetiştirmek istiyoruz yoksa yerli ve özgür bir insan tipi mi yetiştirmek istiyoruz. Eğitimden daha önemli olan eğitim felsefesidir. Eskiden olduğu gibi zayıf karakterli, her kalıba giren insan tipleri mi yetiştirilecek? Yoksa iman, vakar ve tevazu sahibi,  her şeyin Allah’tan geldiğine ve O’na döneceğine inanan tipler mi yetiştirilecek? Değişen dünyada kendi sabit değerlerini koruyan nesiller yetiştirilebilecek mi? Bu sistemden çıkan nesiller yine emperyalizmle birlikte olmaktan bir beis görmemeye devam edecekler mi? Kendi ruh kökümüze dönmeyi, tarihimize, benliğimize dönmeyi bir erdem olarak görecekler mi? Küfür tek millettir, İslam tek millettir gerçeğini kavrayacaklar mı? Lüks, israf, debdebe, eğlence, zevkü sefa içinde yaşamayı bir hayat felsefesi olarak görmekten vazgeçebilecekler mi? Bir yıl sonrasını, on yıl sonrasını değil, sonsuzluk, ölümsüzlük diyarı olan ahiret için çalışacaklar mı? Geleceklerini bu temel üzerinden tasavvur edebilecekler mi? Yalancı dünyanın geçici nimetlerini, durumlarını bırakıp bütün insanlığın peşinden koştuğu mutluluk, huzur, refah, saadet ve barışın ebedi yurdu olan cennet için çalışacaklar mı? Makam ve menfaatleri için İnsanlara köle olmaktan vazgeçip gerçek özgürlük olan Allaha kul olmaya çalışacaklar mı? Eğitim felsefe olarak bu esasları öğrencilere kazandıramazsa yapılanların bir önemi kalmaz..

        Okullarda daha nitelikli, kaliteli öğrenciler yetiştirmek için meslek eğitimine geçilmesi artık ülke menfaatleri yönünden zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır. Her şeyden önce ilköğretim müfredatı gözden geçirilmelidir. Mesleki Eğitim müfredatı geliştirilerek teori ve pratik olarak dengeli bir şekilde uygulanmalıdır. Farklı yerlerdeki işyerlerinde değil okula ait olan ve hemen okulların yanı başında kurulan fabrikalarda, işyerlerinde meslek eğitimi verilmelidir; Meslek eğitimi şuanda  Almanlar tarafından geliştirilerek uygulanan bir model olan Selçuklu Türklerindeki Ahilik sistemi esas alarak yapılmalıdır. Bu bağlamda sadece sınava yönelik kuru bilgilerin, hayatta kullanılmayana faydasız bilgilerin verildiği sistemden vazgeçip hayata dönük, kullanılabilir ve mesleki bilgiler verilmelidir. Her şeyden önce içinde meslek okullarının da bulunduğu ağır sanayi fabrikaları kurularak ticaret geliştirilmelidir. Öğrenciler yeteneğine göre bu fabrikalarda yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir. Meslek okullarının tamamı türlerine göre fabrikalarla, işletmelerle, işyerleriyle bütünleştirilerek eğitim verir hale getirilmelidir. Buralardan mezun olan öğrenciler işsiz kalma kaygısı taşımamalıdır. Öğrenciler mezun oldukları okula ait fabrikada ya da işyerinde işe başlayıp hayata atılmalıdır.

       Eğitim sistemimiz felsefe olarak öğrencileri bilgi sahibi olmadan önce şahsiyet sahibi yapmalıdır. Ruh ve mana bakımından öğrenciyi ele almalıdır. Sadece maddi gelişimini değil ruhi gelişimini de programların içine yerleştirmelidir. Karakter sahibi olmak bilgi sahibi olmaktan daha önemlidir. Değerler eğitimi adı altında batı değerleri öğrencilerin beynine zerk edilmekten vazgeçilmelidir. Kendi değerlerimizin eğitimi çocuklarımıza verilmelidir.

    Devletin görevi insanlara iş vermek değil, iş sahası açmaktır. Hâlbuki bugün ülkemizde öğrenciler bir iş sahibi olmak ve geçimini temin etmek için üniversiteye yöneliyorlar. Bunun tersi olmalıdır. İş sahibi olmak için değil, ilim öğrenmek için üniversite okunmalıdır. Gerçek manada ilmi çalışmalar, bilimsel çalışmalar ancak bu şekilde yapılabilir. Eğer devlet fabrika kuracak fabrikalar açabilirse, her alanda üretime ağırlık vererek ticareti geliştirebilirse insanlar gelecek kaygısı taşımadan, geçim derdine düşmeden çok erken yaşlardan itibaren işsizlik endişesi taşımadan bir mesleğe yönelecektir. Sadece akademik kariyer yapmak veya hizmet sektöründe çalışmak isteyenler üniversite okuyacaktır. Bundan sonra doğal olarak üniversite kapılarındaki yığılmalar önlenecektir. Ancak her alanda üretim sağlanamazsa insanlar doğal olarak hizmet sektörüne yönelecek, devlet kurumlarının kapısında yığılıp garanti olarak gördükleri sabit gelirle çalışmak isteyecektir. Bundan dolayı üniversite kapılarında yığılma olacaktır. İşte o zaman herkes doktor, mühendis, öğretmen olmak istediği için meslek alanlarında çalışacak insan bulunamadığı için yatırım, kalkınma ve refah da olamayacaktır. İşsizliğin büyüdüğü bir ortamda özgür iradeli, şahsiyetli insan tipi yetişemez. Çünkü aç insan önce kendi midesini düşünür. Önce kendi maddi ihtiyaçlarını temin etmek için çalışır.

       Dünyaya baktığımızda çocuklar önce bir mesleğe yönlendiriliyor. Yeteneklerini ortaya çıkaracak bir süreç, bir ortam sunuluyor. Eğer çocuğun verilen meslek alanında bir yeteneği varsa devam ediyor, zaman kaybetmeden iş sahibi olup hayata atılması sağlanıyor. Eğer başarılı olamazsa okula gönderiliyor. Mesleki alanda kabiliyeti olmadığı görülen çocuk doğru zamanlamayla akademik alana yönlendiriliyor. Böylece okuyup ileride iyi bir yönetici, doktor veya öğretmen olabiliyor. Diğerleri de erkenden iş hayatına atılıp çırak, usta, tüccar, işletmeci, sanayici olabiliyor. Burada önemli olan eğitimde erken yaşta yönlendirmedir.

     Refah, kalkındırma ve huzuru sağlayacak bir durum olan erken yaşta mesleğe yönlendirme ülkemizin kaderini değiştirecek bir modeldir. Bundan başka bir kurtuluş çaresi de bulunmamaktadır. Bir ülkede sanayi olmadan kalkınma ve tam bağımsızlık da olamaz. Kalkınmanın ve tam bağımsızlığın yolu üretimden geçmektedir.

     Şu bir gerçek ki ağır sanayi hamlesi tamamlanmadan ülkemizin hiçbir sorunu çözülemez. Sanayileşmeyle, ticaretle üretim gerçekleştirilmeden yeni eğitim modelinin de fazla bir faydası olmayacaktır. Üretim artırılarak üniversite okumak isteyen öğrenci sayısı azaltılmadan kaliteli ve kalifiye elaman da yetiştirilemez. O halde kalkınmış, tam bağımsız ve ekonomik sorunlarını çözmüş bir Türkiye için sanayileşmeye ve üretime yatırım yapmak zorundayız. Ülkemizin sorunları ancak bu şekilde çözülebilir. Bu çözüm de ancak baş döndürücü bir hızla değişen dünyada kendi temel doğrularını, değerlerini koruyup geliştiren bir insan tipiyle mümkündür. Kendi ruh köküne bağlanıp, kendi toprağından beslenen nesillerle mümkündür.

 

   

Yazan: Hasan BÜTÜN Son Güncelleme: Cuma, 18 Aralık 2015 07:40 Yayınlanma: Çarşamba, 16 Nisan 2014 10:47 Gösterim: 2178
Yazdır