Esra Kaplan

Jan 15

Bir Dönemin Daha Sonuna Gelirken

Hiçbir veli çocuğunun zayıf almasını ya da dönemi başarısızlıkla bitirmesini, hatta seçme sınavlarında kötü sonuçlar almasını tabiki de istemez. Yine aynı şekilde her velinin çocuğundan beklentileri de ölçülemez, paha biçilemez niteliklerdedir. Bunlar çok güzel şeyler ama bir de bunu öğretmen ve çocuk boyutundan ele alalım.

            Klasik bir şekilde öğretmen gözüyle yaklaşmaya başlayalım. Her sınıfta 30-35 öğrencinin olduğu; sınıf öğretmeni ise tek sınıf, branş öğretmeni ise en az 3 sınıfla  uğraşmak zorunda kaldığı öğrenci grupları var. Öğretmen işinde ne kadar çaba harcarsa harcasın bazı öğrencilerin kilidini açamaz. Bu tip öğrencilerin  bir sınıfta fazla olup diğer öğrencileri de etkilediğini düşünürsek işin içinden çıkılması çok zor bir durum oluşuyor. Bu tarz durumlar ilköğretim ikinci kademede ve daha çok ortaöğretim döneminde gerçekleşiyor.Peki, ama neden?

            Her ne kadar TEOG, YGS-LYS tarzı bütün sınav sistemlerini eleştirsem de sınavların bilinçaltını etkilediği bir durum söz konusu. Ancak bilgi yüklemelerini çocuk anlamlı bir şekilde kalıcı bir öğrenmeye dönüştürebiliyorsa bu onun karakterine ve derslere bakış açısına da yansımaya başlıyor. (Tabi ki bu sınavlardan başarılı olan öğrencinin karakter gelişimin olumlu olduğunu söylemek de doğru olmaz.) Bakış açısının gelişmesi demek de zihinsel gelişimde düşünsel pratikler ve empati           (kendisini karşısındakinin yerine koyma) yeteneğinin gelişmesi anlamına geliyor. Sınav sistemlerinin arkasına sığınarak bunu söylemiyorum. Sınavları, çocukların mecburi geleceği olduğunu düşünen ve sorumluluk sahibi olmaya çalışan veliler, çocuklarına yığınla paralar döküp onları okul, dershane ve özel ders üçgenine sıkıştırmakla çözüm bulamayacaklarının farkında. Buradaki sıkıntı da sorumluluk sahibi velilerin çoğunluğunun ölçütünün sınavlar olması. Ancak sürekli her şeyi eleştirmek yerine bunu olumluya çevirmeyi başaran velilerde var.

Birçok meslektaşıma göre daha az tecrübem olmasına rağmen şunu açıkça söyleyebilirim. Başarıyı sabır içinde çabalayarak elde etmeye başlayan ve karşı tarafa saygı duyan pozitif karakterli çocukların arka planında çocuğuyla diyaloğunu iyi kurmuş bir ebeveynin var olmasıdır. Bu ebeveynlerden bazıları ilkokul mezunu bile değilken bu başarı gerçekleşebiliyor. Yani velilerin illaki bir diplomasının olma durumu söz konusu değil. Bu tarz veliler öğretmenle iletişim halinde, sıkıntıların olduğunu düşündüklerinde çözüm arayışındalar. Üstelik bu işbirliğini  tek bir öğretmenle de sınırlamıyorlar. Anlayabildikleri ve aktarabildikleri en iyi öneriyi işbirliği içinde uygulamaya başlıyorlar. Akşamları televizyon karşısında ben çok yorgunum sen git ders çalış demiyorlar,  deseler bile bunun tam açıklamasını yaparak öğrenciyi duygusuzluğa itmemeye çalışıyor. Karne notları için çocuklarına lüks maddesel hedefler koymayı sürekli hale getirmiyorlar. Çocukları başarıya ulaştığında onların ellerine bir hediye ya da para sıkıştırıp  başlarından savmıyorlar. Gerektiğinde onlarla vakit geçiriyorlar. Kızılması ve uyarılması gereken yerlerde çocuklarına  aşırıya kaçmadan tepkilerini gösteriyorlar. Çocuk duyguların anlamını öğrendikten ve  dürüstlük ilkesini aile içinde benimsedikten sonra okul ve öğretmen ortamıyla yüzleşmeye başlıyor. Öğretmenin çocuğu iyi bir yere getirebilme süreci de bu evreden sonra gerçekleşiyor. Bütün veliler böyle olsaydı, 30-35 kişilik sınıflarda başarı ya da başarısızlık ancak öğretmene bağlı olabilirdi.  

Bu tarz velilerin çocukları ve diğer çocuklardaki gerçeğimiz; aile de ne varsa çocuk onun yansıması olarak karşımıza gelmesidir. Her çocuk her dersten başarılı olmak zorunda değil ama belli duyguları gelişimsel olarak tamamlamak zorunda. Veliler bu gerçeği kabullenemiyor. Ya çok aşırıya kaçıp çocuklarının psikolojilerini kendi kendilerine alt üst edip çocuğun psikolojisi bozuk hocam, bunalımda sözleriyle ya da çocuklarının korkudan ve gerçeklerden kaçmak için söyledikleri yalanlara inanıp ( çocuğun ağzıyla) öğretmenlerin karşısına geliyorlar. Bir sınıfta bir tane öğrencinin bile bu durumda olması sınıfı tamamen sıkıntılı hale getirebiliyor. Çabalarının sonuçsuzluğundan ötürü öğretmenin moral ve motivasyonu düşebiliyor. O zaman çözümsüzlük süreçleri başlamış oluyor.

            Biz öğretmenler de mükemmel değiliz, insanız sonuçta. Biz, bizim de hata yapma ihtimalimizi baştan beri kabul ediyoruz. Ancak biz öğrenci gelişiminde sürecin sadece tamamlanma unsurlarıyız. Çocuklarınız tabi ki bu gelişim sürecinde hatalar yapacak yeri gelecek başarısızlık yaşayacak ya da çok yüksek başarılar elde edip bize ve size küçümser gözlerle bakmaya kalkacak. Bu sıkıntıların kalıcı olmaması için velilerin dönem sonundaki karnelere, TEOG, YGS-LYS sonuçlarına göre çocuklarını değerlendirmemeleri temennimiz. Çocuklarınız okul hayatları boyunca biz öğretmenlerin misafirleri ama sizin her daim sevinçleriniz ya da hüzünleriniz olacak…

Son Güncelleme: Pazar, 15 Ocak 2017 22:13 Yayınlanma: Pazar, 15 Ocak 2017 22:12 Gösterim: 939
Yazdır